SOCIAL MEDIA

Love List

30 Ekim 2022 Pazar

Bir Pazar Günü Tavsiyesi ; Kalk Yerine Yat ...


 Eğer bir Pazar günü tercihiniz bir kitap okumak ve kitabın içindeki dünyada kaybolmak ise size naçizane bir önerim olacak; 

Akıcı bir dile yazılmış 12 adet kısa öyküden oluşan Kalk Yerine Yat …

Bazen gülümseyip bazen hüzünleneceğiniz,

Basılarında ise kendinizi bulacağınız,

Nasıl başlayıp bitirdiğini anlamayacağınız bir kitap.

Nokta Nokta Gül hikayesi kitabın içinde en sevdiğim öykü oldu.

Değerli Emekliler Derneği ise okurken güldüren bir kısa öyküydü.

Nuri Banyoda ise etme bulma dünyasını anlatan düşündürücü ama esprili bir öykü.

Bunlar benim en sevdiklerim olsa da kitabın içindeki diğer öyküleri de severek okudum.

Ben kitabı çok sevdim ve kitabın kapağını kapatır kapmaz sizlerle de paylaşmak istedim.

Ben kitabın yazarı olan Şermin Yaşar ‘ı takip edip diğer kitaplarını da okuma listeme almayı şimdiden planladım.

Peki siz bu kitabı okudunuz mu? Yazarın diğer kitapları arasında bana önerebileceğiniz var mıdır ?

Güzel bir Pazar olması dileği ile, sevgiler.

💖

Devamını oku

7 Eylül 2020 Pazartesi

KİTAP; BLOG SAVAŞLARI ...


Bir blogger olarak, kitabın adıydı benim ilk dikkatimi çeken.
Özellikle de blogger olduktan sonra gördüklerim, blogger savaşının ne olduğu konusunda beni bayağı bir fikir sahibi yapmıştı.
Artık bu kavgalar Instagram da olsa da , blogger dünyası da az savaş görmedi hani …

Pandemi döneminde aldığım ve kafamı biraz olsun dağıtmak amaçlı okuduğum bir kitaptı benim için Blog Savaşları..
Hikaye birbiri ile tamamı ile farklı içerikler paylaşan ama özel yaşamlarında da bir şekilde birbiri ile başlı üç blog yazarının aynı yarışmaya aday gösterilmesi ve bunun sonucunda yaşanılanları anlatıyor.
Hırs, entrika , kazanma hırsı v.b.
Kitabı büyük bir heves ile alsam da, bir çırpıda okuyamadım.
Özellikle kitabın ilk başları oldukça ağır ilerledi. Hikâyedeki karakterlerin tanıtıldığı kısmını okurken bayağı zorlandım.
Hatta kitaba yaklaşık iki hafta ara verdim.
Bu sürede kendime de kızdım, kafa dağıtmak için ne güzel bir kitap seçmişsin diye.
Ama son bir çaba ile başladığım okumada kitabın konusunu oluşturan yarışmaya yaklaşan bölümlerine gelince, evet işte bu deyip bir çırpıda kitabı bitirdim.
Tavsiye eder misin diye sorarsanız ?
Bilmiyorum .
İlk başları çok ağır ilerlerdi, bu olumsuz yanı.
Ama bir blogger olarak, özellikle kitabın ikinci yarısı ilgimi çekmedi değil hani.
O sebeple kararsız kaldım.

Savaşsız bir blog dünyasında görüşmek üzere sevgiler.
💖






Devamını oku

6 Mayıs 2020 Çarşamba

OKUYAMAMA SORUNSALI ÜZERİNE BİR KİTAP ALIŞVERİŞİ HİKAYESİ…



Olaydan birkaç ay önce;
Biraz vaktim olsa, şöyle bir ayaklarımı uzatıp tüm gün kitap okusam, okunmak için bekleyen o kadar çok kitabım var ki, hangisinden başlayacağıma nasıl karar veririm bilmiyorum…
Corona günlerinden sonra;
Home Office evden çalışmaya devam etsem de, evde oldukça boş vaktim oluyor. Özellikle sokağa çıkma yasağının olduğu hafta sonlarında. Ve ben vakitten bol bir şeyimin olmadığı bu günlerde  kitap okuyamıyorum!
Bakıyorum, doğru yazmışım, Oku-ya-mı-yo-rum!
Büyük bir heves ile kitabın kapağını açıyorum ve başlıyorum okumaya, iki üç sayfa sonunda öflemeler ile devam eden bu süreç gözlerimin ağır ağır kapanması akabinde uyuma ile neticeleniyor.
Bu şekilde iki üç başarısız okuma denemelerinden sonra seçtiğim kitap türünde değişiklik yapmamın iyi geleceğini düşünüp okuma macerama devam ediyorum.
Hatta romantik komedi türünde kitaplar seçiyorum ki okuması rahat ve sürükleyici olsun. Bunda başarılı da oluyorum, 100-150 sayfa arası okuyabiliyorum bu türde kitapları.
Ama yine olmuyor, ol-mu-yor.  Ve kitaplar yarım kalıyor.


İçinde bulunduğum ruh halini tam olarak tanımlayamasam da bir isteksizliğimin olduğu kesin. Ruh halimi sadece karantinaya ve onun getirdiklerine bağlamak istemiyorum, çünkü kronik olarak her baharda yaşadığım yorgunluk halimin de olduğunu biliyorum.
Bu arada okuma serüvenim de bitirdiğim kitaplardan da bahsetmeliyim ki onlara ve bana haksızlık olmasın;
·       Mevcut olan işim ile ilgili olarak iki kitabı,
·       Bir tane Stefan Zweig ‘in yazmış olduğu bir kitabı,
·       Bir tane de yoga ile ilgili bir kitabı bitirdim.
Ama normal şartlarda bir ayda okuduğum bu kitapları, bu kadar zaman bolluğu yaşarken bir haftada bitirmemdi esas sorun.
İşte bu ruh halinde, bu eylemsizlik ile yaşarken D&R dan kitap siparişi verdim. Kitapları uzun uzadıya inceleyerek, araştırarak seçmedim açıkçası. Hatta ne aralık sipariş vermeye karar verdim ne aralık aldım onu bile anlamadım. Ani gelişen bir alışveriş oldu benim için.

Aldığım kitaplar ise; 


MS 2150
Çok duyduğum, okuyanın öve öve bitemediği bu kitabı artık bende okumalıyım dedim. 
Uzun zamandır aklımdaydı bu arada.

 

 Yol Arkadaşım Kundalini Yoga
Senelerdir yoga yapmak istemişimdir, ha bugün ha yarın derken corona belasının başımıza gelmesinden iki ay önce butik bir yoga kursuna kayıt olmuş ve sonunda hikâyemde bir yoga durağında durmuştum. Bu süreç ve yoga deneyimlerimi sizlerle paylaşmak isterim bir gün.
Ama corona benim yoga macerama da ara verdi. Hoş evde derste öğrendiklerimi yapmaya ve vücudumun esnekliğimi azaltmamaya çalışıyorum.
Yogaya başlamadan öncede ve başlayınca da konu ile ilgili birçok kitap okudum.  İşte bu okuma serime bu kitapla devam etmek istedim.

 

İkinci Hayatin Tek Bir Hayatin Olduğunu Anladığında Baslar
Kitabın ismi ilgimi çekti ve aldım. Bu kadar.
Ve kitaba kargo gelir gelmez başladım, hatta bu yazıyı yazarken kitabın yarısına kadar gelmiştim.
Güzel seçimmiş…
 En kısa zamanda kitaplarımı okuyup,  yorumlarımı paylaşmak dileği ile.
Sevgiler…




Devamını oku

2 Aralık 2019 Pazartesi

KİTAP; AĞACA TÜNEYEN BARON…



Kütüphaneden aldığım ama çeşitli nedenlerle bittiremediğim bu kitap benim için bir tatil kitabı oldu. İstanbul da başlayıp bodrumda bitten bir okuma macerası.

Babası ile girdiği bir tartışma sonucun da ağaca çıkan ve sonraki tüm yaşamını ağaç üzerinde geçiren bir baronun hikâyesi kitabın konusu.

Konunun ilginçliği ve daha önce okumadığım bir yazarı tanıma hevesi ile kütüphaneden aldığım bu kitabı zevkle okudum.
Hikâyesi ilginçti.
Yazarın düş gücüne de hayran oldum.
Akıcı bir anlatım ile de kitabın sayfaları su gibi aktı geçti.

Bu ağacın ağaç olmakta gösterdiği güç ve inanç, ağır ve sert dikilişiyle yapraklanırının ucuna kadar beliren inat öylesine inandırıcıydı ki…




Bir ömür ağaç üzerinde yaşamak.
Beslenmek, temizlenmek…
Dini ritüellerini gerçekleştirmek…
Eğitimine devam etmek…
Aşık olmak…
Ve hatta muhalif olmak…

Bunlar nasıl olur diyorsanız bu kitabı okumalısınız.

İnsanlardan kaçmayan bir yalnız kişiydi…

Yazarın diğer kitaplarını okuma kararı ile kitabın son sayfasını çevirdim.

Yeni bir yazarı tanımamın doğru kararı ile kütüphaneden aldığım bu kitabı artık geri götürme zamanı geldi.
Umarım benden sonra onu okuyacak kişide bu kitabı sever diyorum.

Devamını oku

1 Temmuz 2019 Pazartesi

KİTAP; POPOM OLMADAN ASLA …


 

Hani bazı zamanlar bir kitap okumak isteriz.
Bizi oturduğumuz yerden alıp, hayatımızın zorlularından, düşüncelerimizden uzaklaştırsın.
Sadece hoş bir zaman geçirtsin, başka bir şey yapmasın…
Kitap bittiğin de ise dudağımızda küçük bir tebessüm kalsın.
Bunun dışında da bir beklentimiz olmasın kitaptan.
Ne yeni bir bilgi,
Ne yeni bir düşünce,
Ne de yeni bir bakış açısı…
Sadece küçük bir an bizi bize unuttursun.
İşte benim için böyle bir kitaptı, Popom Olmadan Asla.


Kendisini terk eden sevgilisinin, terk etme nedeni olarak kilolarını gören ve sevgilisini geri döndürmek için geçişti planlar yapan bir kızın öyküsü.
Hayattaki tüm sorunlarının çözümünü de kilo vermede arayanların öyküsü bir arada.
Belki de bir amanlar benim gibilerin hikâyesi, beklide bizim hikâyemiz.

Kitabı okurken tebessüm yüzümden eksik olmadı desem abartmış olmam, ama zaman zaman kahramanda kendimi de görmedim değil.
Hatta gülerken aynı ben ya ! Dediğimi bile hatırlıyorum.

Her bölüm sonunda da kahramanımızın kilo durumunu da takip ettik bu arada.
Sonun da kaç kilo olduğunu öğrenmek için ise kitabı okumanız lazım.

Sizde eğer benim gibi her şeyden kaçarken bir kitaba sığınmak isterseniz,
Bir tatil kitabı arıyorsanız keyifli bir seçim olacaktır Popom Olmadan Asla kitabı…





Devamını oku

8 Ocak 2019 Salı

KİTAP; CESUR OL, HAYAL ET, YAP…



Güzel bir gün olması dileği ile, Merhaba!

Geçmiş sene günlük koşturmam için de kitaplarıma ayırdığım zamanı ihmal etmese de bu kitapları sizlerle paylaşmakta biraz ihmalkar davrandım.
 Bu sene aldığım kararlar içinde blogum da daha çok kitap yorumu paylaşmak vardı. 
İşte bu kararımı yavaş yavaş uygulamaya başlıyorum, umarım devamı da gelir.
( Bu konuda kendime pek güvenmiyorum laf aramızda.)

Bugün sizlere bir kitap hakkımda görüşlerimi paylaşacak olsam da, pek sevdiğim tarz bir kitap yorumu olmayacak.
Ben kitap okumayı çok sevdiğimde her kitabı okumaya başlarken severek ve beğenerek başlarım. 
Ve genellikle bu beğenim azalsa da kitap bittiğinde bu beğeniden mutlaka bir şeyler kalır.
Kolay kolay bu kitabı ne diye okumuşum demem.
Ama bu kitapta hem kitabı okumak için harcadığım zamana, hem de bu kitabı satın almak için verdiğim paraya acıdım.

Kitabı hiç ama hiç sevmedim.
Bana bir şey katmadı.
Zaman zaman kişisel gelişim kitapları okumayı severim, hayat için motivasyonumu sağlamada bana olumlu etkileri olduğuna inanırım çünkü.
Özellikle kadın hikâyeleri olanlarda.
Cesur ol, hayal et, yap kitabını da bu amaçla satın aldım.

 Kitap başlıkta ki gibi üç bölümden oluşuyor. 
Yazarın girişi olan bölüm başları kadın hikâyeleri ile devam ediyor.

İlk önce yazarın giriş ve tanımla kısımlarında kayda değer hiçbir şey yok, kendi hikâyesini dönüp dolaşıp aynı olaylar üzerinden bize anlatmış. 
Verdiği kadın hikâyeleri ise, işini bırakıp çocuk bakmayı seçen ve ek gelir yaratan hikâyelerden oluşuyor. Ama bu gelir kazanma yolları  pek bize uyan deneyimler değil, bağlı bulunduğu kilise için yapılan çalışmalar ağırlıklı olarak. Yani örnekler bizim yaşamımıza uygun değil. 

Her üç bölümde de bu sarmal devam ediyor. 
Ve kitap bittiğinde ben bu kitabı neden okudum sorusu bırakıyor insanda, daha doğrusu bende…

Kitabı daha anlatabilirim, ancak bunlar hoş eleştiriler olmayacağı için yazımı burada son veriyorum.

Okudunuz kitapların sizi mutlu etmesi dileği ile.
Sevgiler…


Devamını oku

18 Aralık 2018 Salı

SADE DERGİSİ ...



Bugün sizlerle uzun zamandır paylaşımda bulunmadığım okuma deneyimlerimden bir konu ile karşınızdayım. Ama bu okuma deneyimimden bir kitap değil, ekim ayında ilk sayısı yayınlanan bir dergi; Sade Dergisi.

Sadelik en yüksek gelişmişlik düzeyidir. 
                                                                                          Leonardo Da Vinci.

Dergi bu slogan ile bir yaşam kültürü dergisi olarak yayın hayatına başladı.
Kitap okumayı sevdiğim kadar dergi okumayı da çok seven bir olarak, Sade dergisinin kapağı ilk olarak dikkatimi çekti bir kitapçı ziyaretimde. 
Kişisel gelişim ve yaşam kültürü hakkında ilgimi çeken bir çok konu olduğunu dergi kapağında görünce dergiyi satın alamaya karar verdim.  
Ve uzun zamandır yaşamadığım bir zevk ile dergiyi okudum.
 İçeride yer alan birçok yazıdan notlar aldım. 
Bilmediğim şeyler öğrendim.


Bilinçli farkındalığa giden yolları için birkaç ipucu yakaladım dergide. 
Bu konuyu araştırmaya da devam edeceğim.
 İlgimi çeken bir konu çünkü.

Hayatımızdaki kilitleri açma yolları ve kilitlenmiş düşünceleri açmadaki soru cevap kısmı da benim sevdiğim bölümler oldu dergide.


Meditasyon ev yoga ile ilgili yazılar ve omurgamıza iyi gelecek yoga harekelileri özellikle dikkatimi çekti.
 Neden mi 2019 kararlarımın içinde yogaya başlamak da var…

Çoğumuzun sorunu olan bilinçli yemek , duygularımız mı bedeniniz mi aç bölümünde de kendimden bir çok şey buldum.

Ama ne çok bir yıl alışveriş yapmayan kadının öyküsü ilgimi çekti, birçok ufak notlar aldım kendime, 2019 da uygulamak üzere. 
Örneğin evde bulunan okunmamış kitaplarım bitmeden kitap almayacağım.
 Aynı şekilde 2019 da aydınlatıcı almayacağım! 
( aydınlatıcı konusunda ki hastalığımı yazılarımı biraz olsun takip eden bilir.)

Özet olarak bölümlerini ve bölümler hakkında ki görüşlerimi paylaştığım Sade dergisini ben sevdim.
Eğer sizde bu tarz konular konusunda ilgili iseniz sizinde seveceğinizi düşünüyorum.

Derginin iki ayda bir yayınlanması planlanıyor. 
Derginin fiyatı ise 12 TL.

Daha sık okuma deneyimlerimi paylaşırım diyerek size kucak dolusu sevgilerimi yolluyorum.
 ❤


Devamını oku

20 Şubat 2018 Salı

Kitap; Sade Güzellik ...

Seda Sakacı   Sade Güzellik  A'dan Z'ye Doğal Kozmetikler
Seda Sakacı 
Sade Güzellik
A'dan Z'ye Doğal Kozmetikler 

Güzelleşmek adına boş yere fazla para harcama dönemi artık bitiyor !
Kimyasal kozmetiklerin vücudumuzu zehirleme riski de ortadan kalkıyor !
diye tanıtımı olan Sade Güzellik kitabı bugün ki konuğum.

Kitap öncelikle hangi kozmetik ürünler gerçekten doğal diye sorarak başlıyor ve doğal kozmetik malzemeleri hakkında oldukça detaylı bilgiler veriyor. Daha sonra ise doğal kozmetik ürünü yapımında kullanabileceğimiz ürünleri bizlere tanıtarak, hangi ürün neye iyi gelir konusunda da uzun bir liste veriyor.

İkinci bölüm ise cilt tipimizi tespit etmemize yarayacak bilgileri içeriyor. 
Her cilt tipine göre doğal malzemeler ile hazırlayabileceğiniz formülleri ise  en son bölümde bizlerle paylaşıyor.

Üçüncü bölüm ise, bu arada benim en çok ilgili çeken iki bölümden biri oldu bu bölüm, cildin erken yaşlanmasını ve kırışmasını önleme yolları adı altıda özellikle güneş ve cildimizin ilişkisini ve güneş koruyucu ürünler hakkında, bilgileri içeriyor.   

Bu bölümde güneş kremleri hakkında bilmediğim o kadar çok şey öğrendim ki, hiç bir şey için değilse bile bu bölüm için bu kitap okunur diye rahatlıkla söyleyebilirim.

Doğal güneş kremi yapımı, bronz teni korumanın doğal yollu adı altında formüller yine bu bölümde yer alıyor. Bunun yanında boyun bölgesinin erken yaşlanmasını önlenmemesi için formül, anti aging tonik ve krem formülü de var bu bölümün içinde.

Bir sonraki bölümde ise mantar, sedef, selülit,akne nasır, lekeler  gibi ciltte görülen hastalıklar ve doğal çözümleri içeren bilgiler ve formüller yer alıyor.  

Cilt nasıl beslenir , hangi besin cildimize hangi yönde etkiler diye bilgiler veren beşinci bölümden sonra sonra , kitapta benim en çok ilgimi çeken bilgileri içeren bir diğer bölüme geçiyoruz.

 Canlı, parlak ve beyazlamayan saçlar için formüller içeren bir başlık desem artık bana neden ilgini çekti diye sormasınız sanırsam. 
İlgimi çeken  denemek istediğim o kadar çok formül var ki bu kısımda...
Özellikle beyazlanmış saçı eski rengine döndüren formülü mutlaka deneyeceğim ve sonucu sizlerle paylaşacağım. 

Yedi bölümden oluşan ve bölümler hakkında kısaca bu şekilde özetleyebileceğim bilgileri içeren bu kitabı ben çok sevdim, çünkü kitap sayesinden bir çok şey öğrendim ve uygulanabilir, daha doğrusu malzemesi kolay bulunabilir , bir çok formül elde etmiş oldum . 

Kitabı yeni bitirdiğim için, daha hiç bir formüllü uygulamasamda , ilk fırsatta uygulayıp sizlerle deneyimlerimi paylaşacağım. 

Bu kitabı ben D&R dan 12 TL ' ye aldım bu arada.
Kitabı doğal kozmetiğe ilgi duyan herkese gönül rahatlığı ile öneriyorum. 

Sevgiler...
💗



Devamını oku

19 Temmuz 2017 Çarşamba

Kitap; Bir Psikiyatristin Gizli Defteri…


Gerçek hikâyeler kurgudan çok daha tuhaftır, Dr. Gray Small bunu gayet iyi biliyor. Psikiyatriyle ve insan beyni üzerine çığır açıcı araştırmalara geçen 30 yıl içinde Dr. Small pek çok şey görmüş. Artık ofisinin kapılarını açmaya ve kariyerinin en gizemli, ilginç ve tuhaf hastalarını anlatmaya hazır.
Bir Psikiyatristin Gizli Defteri doktorun en şaşırtıcı vakalarının etkileyici kayıtlarından oluşuyor. Bu kitap bir psikiyatristin zihnine ve onun giderek gelişen mesleki yaşamına yapılan aydınlatıcı bir yolculuk. Kitabı okurken kendinizi bizi insan yapan şaşırtıcı tuhaflıklar üzerine düşünürken bulacaksınız.
Sıkça komik, kimi zaman trajik ve daima etkileyici Dr. Small, sizleri kariyeri boyunca Boston’un kalabalık acil servis koridorlarından başlayıp ülke elitlerinin multimilyon dolarlık kayak localarına dek uzanan bir geziye çıkarıyor. Bu gezi sırasında birbirinden tuhaf gerçek karakterleri anlatırken histerik körlükle, penisinin küçüldüğüne inanan bir adamla, gizli sürdürülen çifte hayatlarla ve ürkütücü derecede psikotik romantik arzularla baş ediyor. Akıl hocası hastası olduğunda ise kariyeri ve kişisel hayatı tam bir döngüyü tamamlayarak Samll’ın kimsenin zihinsel araştırmanın ötesinde olmadığını anlamasını sağlıyor; kendinin bile…
Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim; son zamanlarda okuduğum en etkileyici kitaplarından biri, psikoloji hakkında olanların içinde ise ilki.
Kitap yazarın doktorluk kariyerinden başlayarak, anlatılan olaylar kronolojik bir sıra izliyor, karşılaştığı ilginç vakaları anlattığı 15 öyküden oluşuyor. Öykülerin hepsi beni çok etkiledi.  Yani birini az sevdim birini çok sevdim diyemem, hepsi etkileyici idi bence. Hele zihin ile bedenin ilişkisi, bunun ruhsal durumumuza yansıması beni o kadar çok şaşırtı, bilmediğim o kadar çok şey öğrendim ve öğrendikçe de bir o kadar hayret ettim. İnsan ne kadar garip bir varlık diye…
Siz hiç Su Zehirlemesi diye bir şey duydunuz mu, ben duymamıştım. Ta ki kitapta ki Beyin Sisi öyküsünü okuyana kadar.
Kitabın sevdiğim bir diğer yön ise hastalıkları anlatırken her ne kadar tıbbi bir dil kullansa da bunu bizim, yani tıp ile ilgili profesyonel bir ilgisi olmayan okuyucular, anlayabileceği şekilde, olabileceğince yalın bir dile ile anlatıyor. Yani sadece öykülerde anlatılan hastaların hikâyesi değil bunun tıbbi açıklamasını da bu öykü içinde o kadar güzel yedirilmiş ki kitap yazarlarını takdir etmemek elde değil. 
Hele bu arada kendi öyküsünü; eşi, kızı, meslektaşları ile ilişkilerini de anlatırken kullandığı üslubu da sevdim.
Bizim gibi kimsenin kendine toz kondurmadığı bir yerde yaşayan bir fani olarak, insanın kendini eleştirmesini oldum olası büyük bir saygı duymuşumdur. Kitapta da dendiği gibi;
Çoğu zaman başkalarında bizi en çok rahatsız eden özellikler, kendi sahip olduğumuz özelliklerdir. Bu özellikleri başkalarında görmek bizi kızdırabilir ama onları kendimizde görmeyi asla kabul etmeyiz.
Bilmem siz buna katılıyor musunuz? Ben buna katılıyorum ve kendimle en çok savaştığım konulardan biridir bu.
Hata yapmaktan korkma. Benim en çok öğrendiğim zaman bir hata yaptığım ve hatalarımdan döndüğüm zamanlardır. İşin anahtarı yoluna devam etme ve o anda alabildiğin en doğru kararı almandır.
Peki ya bu söze katılmamak mümkün mü? Her insan hatalarından yeniden bir Anka kuşu gibi doğmaz mı?
Konuşurken transa geçmiş gibiydi. Yüzünde uzaklara dalıp gitmiş bir ifade vardır. İlk içkisini tarif eden bir alkoliği anımsattı bana.
Bu tanımlama beni çok etkiledi, bir alkoliğin ilk içkisini tarif ettiği an, bu yazıya koymadan edemedim.  İşte böyle, kitapta birçok güzel alıntı yapılacak cümleler mevcut. Ben kendimce bunları sizlerle paylaşmak istedim. Eğer bir gün kitabı okursanız bakalım sizi alıntı cümleleriniz neler olacak veya okuduysanız neler oldu?
Yazar kitabı zihinsel hastalığı olan ve kendide yardım alacak gücü bulanlara adanmış.
Ki bu kişilere de bende büyük bir saygı duyurum. Özellikle ülkemizde ( ki dünya genelinde de böyle galiba ) bu hastalıklara ve bu hastalığa sahip olanlara olan olumsuz ve çirkin bakış açısına rağmen. Bende bu blog yazımı Türkiye’de yaşayan ve psikolojik yardım almaya karar verenlere adıyorum. Benimde yeteneğim bu kadar, bir kitap yazamasam da yazdığım kısa, sıradan bir blog yazısı kadar olan paylaşımımı adayabiliyorum sizlere. 
Lütfen kabul edin.
Sevgiler…



Devamını oku

23 Mayıs 2017 Salı

Kitap; Kaizen Yolu…

Küçük Bir Adım Hayatınızı Değiştirebilir…
kaizen yolu ile ilgili görsel sonucu

 Bu kitap aracılığı ile,  Japonların, küçük ve emin adımlarla sürekli bir başarıyı yakalama tekniği lan Kaizen’in gücünü kullanmayı öğrenebilinirsiniz.  Amacınız ister daha fazla uyuyabilmek isterse yaşamınızın aşkı ile karşılaşmak olsun, Kaizen bütün bu alanlarda işe yaramakta, çünkü bütün direnci, özellikle de beyin kimyasında bulunan ve değişim karşısında korku duymamıza neden olan  ‘’ kaçma ya da savaşma ‘’ tepkisini, eriterek ortadan kaldırmayı başarmaktadır.

Başarı Sanatı’nın uzanı olan Dr. Robert Maurer, kişisel yaşamlarında ve iş dünyasında birçok kişi ve kuruluşa amaçlarına ulaşmaları ve ulaştıkları mükemmellik düzeyini sürdürmeleri için yardımcı olmuştur. DR. Maurer, bu bilgileri damıtarak bize, yalnızca Kaizen’in nasıl ve niçin işe yaradığını göstermekle kalmamakta, aynı zamanda hayatımızın her alanında istediğimiz değişimi nasıl kolayca başarabileceğimizi de göstermektedir; hem de başarısızlık için hiçbir olasılığa yer bırakmadan.

Devamını oku

13 Nisan 2017 Perşembe

Kitap; Her Yerden Çok Uzakta…



Yüce Dağ Başında Bir Arkadaşla
Önceden de oldu yüze anlarım.
Bir kez geceleyin parkta yürürken, yağmur altında, güzün.
Bir kez çöl ortasında, yıldızlar altında, ekseni üzerinde dönen yeryuvarına döndüğüm gün.
Kimileyin düşünürken, sadece düşünüp tartarken olan biteni.
Ama hep yalnız.
Kendi başıma.
Bu kez yalnız değilim.
Yüce dağ başında bir arkadaş var yanımda.
Natalie.
Bir şey yok, hiçbir şey yok bundan üstün.
Ömrünce görmezsem de bir daha, eh diyebilirim yine de,
Bir kez orada bulundum.
Dahası da var elbet, ama bu konuda anlatmak istediklerim hepsi bu kadar sanırım. ‘’ Dahası ‘’ değdim, bundan sonra olup bitenler, olup duranlar…
Dileğin Ursula K. Le Guin macerası devam ediyor, bir yazarı bu kadar geç keşfetmenin olanca pişmanlığı ile…. Bu kez farklı bir aşk hikâyesini anlattığı Her Yerden Çok Uzakta ile…

Ona göre; önümüzde konan tek seçenek, öteki insanlar gibi olmak ya da öteki insanların olmamızı istediğimiz gibi olmaktı. Ya uyanacaktın ya da boyun eğecektin.
Genç bir çocuğun, hayatını sorguladığı, olmak istediği ile olunması istediği kişi arasında ki farklar arasındaki gidip gelmelerini anlatan bir öykü bu.
Ve bu arada aşkı bulması, hayatı birlikte sorguladığı bir aşkı bulması.
Yaşamın anlamı nedir diye sorular soranın bir yararı olmadığına karar verdik; çünkü yaşam bir yanıt değil, bir sorudur ve yaşamın yanıtı siz kendinizsinizdir.
Bu güzel öyküyü kendinizin kitap yolculuğunuzdaki bir durak olmasını kesinlikle ve kesinlikle tavsiye ettiğim bir kitap bu.
Fazla bir şey anlatmayacağım bu kitap hakkında, alıntılar bence her şeyi o kadar güzel anlatıyor ki, buna ekleyeceğim şeyler sadece laf kalabalığı olacak sadece.

Kimseyi kimse yapmamak için herkesi düzlüyorlardı.
Kimsenin sizi düzeltemeyeceği, hayatın içinde kendi girinti ve çıkıntılarınız ile var olmanız dileği ile.

Sevgiler…
💖



Devamını oku

24 Ocak 2017 Salı

Kitap; Yatağımdaki Yabancı…



Evlilik Bir Kumardır…
Dört yıl önce Isabel’e mantık evliliği yapmayı teklif ettiğinde Gray vurdumduymaz bir yakışıklıdır fakat artık genç adamın içindeki o çocuksu serseriden geriye eser kalmamıştır.  O artık sırların içine gömülmüş ve kaybolduğundan beri yaptığı şeyler hakkında hep sesiz kalmıştır.

Aşksa Bu Oyunun En Büyük Sürprizi
Isabel’in kolaylıkla başa çıkabildiği o pervasız genç artık yoktur ve bu tutkulu adam ehlileştirilemez gibi görünmektedir. Genç kadın, Gary’in içinde yanan ateşi keşfetmeye cesaret edebilecek ve karşı konulamaz bir yabancıya dönüşen aşığına içini açabilecek midir?

Nefes kesici olmayan tek bir satır dahi yok.
Romance Junkies

Cüretkâr bir biçimde özgün, cesur ve duygusal. Zekice kurgulanış…
Romantic Times

Sylvia Day’in her kadının hak ettiği bir ödül.
Teresa Medeiros

 Bazen içi boş kitaplar okumayı isterim, her kesten her şeyden uzaklaşmak için.
Biraz romantik olursa da iyi olur hani. İşte böyle bir tarz kitap okuma serüvenimde ki bir durak oldu Yatağımdaki Yabancı.

Daha rahat yaşama için yapılmış bir sahte evliliğin gerçek evliliğe dönüşme öyküsü. Öykünün içeriğinde pek bir derinlik yok, zaten bunu da aramıyoruz değil mi bu kitapta?
Kitabın dili akıcı, nasıl başlayıp bittiğini anlamıyorsunuz.
Kitap hakkında diyebileceklerim bu kadar.  Günü geçirmek, her şeyden uzaklaşma isteyenlerin okuyabileceği bir kitap.
Ama sakın ola pek fazla bir şey beklemeyin.
Bir anlık okuma zevki o kadar.
Sevgiler…



Devamını oku

16 Ocak 2017 Pazartesi

Kitap; Cam Hücre…



Philip Carter, iyi bir adam; iyi bir işi, derin bir aşkla sevdiği iyi bir karısı var. Tüm felaketlerin sadece başkalarının başına geleceğini sanarak yaşayan binlerce insandan biri. Ruhunun labirentlerinde, kendi zayıflıklarının peşinde koşarken bir tür ‘’ kader nevrozu ‘’ girdabında dönüp duran bir insan.
Ta ki, haksız suçlamalar, cezaevi, morfin, işkence, ihanet ve sonunda kapısını çalan cinayet bütün yaşamını kuşatıncaya kadar… Cezaevindeki taş hücresinden camdan görüşme kabinine, cam morfin şırıngasından herkesi görebildiği ve herkes tarafından görülebildiği yaşamın ‘’ cam hücre ‘’ sine uzanan bir serüven…
Patricia Highsmith, işlemediği bir suçtan altı yıl cezaevinde kalan, başarılı mühendis, Fransız edebiyatına meraklı, klasik müzikten hoşlanan, tüm dünya bir cezaevidir, cezaevleri ise dünyanın abartılı biçimleridir diye düşünen ‘’ iyi aile babası ‘’ Philip Carter’ın hayatındaki ‘’ kara ayrıntılar ‘’ın giderek çoğalmasının soluk kesici hikâyesini anlatıyor ‘’ Cam Hücre’’ de…

Bu kitapla olan tanışma öyküm biraz farklı. Yazarın, yani Patricia Highsmith başka bir kitabının tanıtım yazısını bir edebiyat dergisinde okumam ile başladı bu kitabın öyküsü benim tarihimde.
Yazarın anlatımını, hikâye örgüsünü o kadar güzel anlatmıştı dergi ilk fırsatta kütüphaneye gidip kitabı okuma isteği doğurdu bende. Ama maalesef kütüphanede bu kitap yoktu yazarın sadece bu kitabı alıp okumam için uygundu, diğer kitabı başka bir üyedeymiş çünkü. Bende kaderde bu kitabı okumak varmış diyerek kitabı alıp okumaya başladım. Büyük bir merak ile.
Kahramanın hapishane hayatı, burada yaşadığı dışarı çıkma umutları, cezaevindeki ortama uyum sağlamaya çalışması, otorite ile sorunları ve bunun sonucunda yaşadığı işkence. Sonrada artık burada kalacağını anlaması. Umutlarını yitirip cezaevi ruhuna bürünmesi, birazda morfin yardımıyla. Tüm bunlar olurken dışarıdaki oğlu ve en önemlisi karısı ile yaşadıkları ilk bölümünü oluşturuyor kitabın.
Zaman zaman biraz durgun gitse de yine de merakla okudum. Yazarın tarzı bana biraz farklı geldi doğrusunu söylemek gerekirse. Yazarın olayı kurarken ki felsefesi, hele devrine göre oldukça farklı.

İkinci bölümde ise kahramanımız işlemediği bir suçun cezasını çekip yeni yaşamına başladığı bir yeni başlangıcı anlatıyor. Karısına olan büyük aşkı uzun yıllar nedeniyle aralarına giren şeyler ve bir kişi yüzünden sınanması. Oğluna baba olmaya çalışması ama aralarındaki geçen yıllarının boşluğunu kapatmaması. Ve iş bulması veya bulma çabası. Tüm bunlar ile uğraşırken artık kendisinden alınan adaleti geri verme çabasına girmesi.Ve bende büyük bir şaşkınlık yaratan bir sona doğru gidiş.Yaşanan acımasızlıkların, haksızlıkların bir adamı nasıl değiştirdiğini gözlemlemem.
Ben kitabı sevdim, yazım dili çok akıcı olmasa da. İnsandaki değişimleri, zihinsel değişimi anlatması bakımından. Ama en önemlisi yazarın felsefesini sevdim.
Yani yazarın kitaplarını okumaya devam. 
Peki, siz yazarın kitaplarını daha önce okudunuz mu?
Sizin görüşleriniz nedir? Benimle paylaşır mısınız?

Ve vicdanını bulmaya çalıştı. Ya da olmaması anlamına gelen boşluğu. Vicdanı yok olmuştu. Belki artık hiç yoktu. Cezaevinde insanın vicdanına ne oluyordu?
Peki, bizim kendi cezaevimizde vicdanımıza ne oluyor? 
Bunu hiç düşündünüz mü?
Ben bazen kendi dünyamda yaşanan onca acımasızlıklar içinde zaman zaman vicdanımın köreldiğini hissediyorum. Beni kurtaran ise köreldiğini hissetmem galiba. Bir gün bunu da hissetmesem o gün benim kara ayrıtlarının tüm yaşamımı kapladığı ve her şeyin karanlığa döndüğü andır bence… Şimdilik hayatım duman grisi, dürüst olmam gerekirse eğer…
Cam hücremden bloguma açılan bu pencereden karanlıkları beraber azaltmak dileği ile,


Sevgiler…
Devamını oku

29 Aralık 2016 Perşembe

Kitap; Mülksüzler…



Yazımın sonunda yazacağımı ilk başta yazmak istiyorum bu sefer, neden bu kitabı bu kadar geç okudum ve yazarın diğer kitaplarını okumak için sabırsızlanıyorum…
Bu küçük girişten sonra klasik yazım tarzıma geri dönersek eğer , kitap tanıtımında yazanları sizlerle paylaşmak  isterim.
Vermediğiniz şeyi alamazsınız, kendinizi vermeniz gerekir.
Devrimi satın alamazsınız.Devrim yapamazsınız. Devrim olabilirsiniz ancak…
Konuşmasını bitirirken, yaklaşan polis helikopterlerinin gürültüsü sesini boğmaya başladı.
Kitap tanıtımında kitaptan bir bölüm alınarak yapılmış ve arkasından yazar kitabının özünü oluşturan Anarşizm’i nasıl tanımladığını bizimle paylaşmış.
Romanım Mülksüzler, kendine Odocu diyen küçük bir dünya dolusu insanı anlatıyor. İsimlerini toplumlarının kurucusu olan Odo’dan alıyorlar; Odo romandaki olaylardan kuşaklarca önce yaşamış, bu yüzden olaylara katılmıyor, ya da yalnızca zımnen katılıyor, çünkü bütün olaylar aslında onunla başlamıştı.
Odoculuk anarşizmdir. Sağı solu bombalamak anlamında değil: kendine hangi saygıdeğer adı verirse versin bunun adı tedhişçiliktir. Aşırı sağın sosyal- Darwinist ekonominin özgürlükçülüğü de değil; düpedüz anarşizm : eski Taocu düşüncede öngörülen, Shelley ve Kropotkin’in, Goldmann ve Goodman’ın geliştirdiği biçimiyle. Anarşizmin hedefi, ister kapitalist isterse sosyalist olsun, otoriter devlettir; önde gelen ahlaki ve ilkesel teması ise işbirliğidir ( dayanışma, karşılıklı yardım). Tüm siyasal kuramlar içinde en idealist olanı anarşizmdir; bu yüzden de bana en ilginç gelen kuramdır.
Ursula K. Le Guin
Kitap iki ayrı zamanda ve iki ayrı dünyada geçiyor. Shevek’in gelişimi, geri dönüşlerini görebildiğimiz bu iki farklı dilimdeki olaylar bize iki dünyayı da karşılaştırma imkânı sağlıyor. Yazarın kurduğu dünya fantastik olsa da, bazı yönlerle o kadar tanıdık ki olayların olmayan bir yer ve zamanda geçtiğini unutuyorsunuz zaman zaman. Kapıya bir kilit daha asıp adına demokrasi diyorsunuz okuduğumda nedense aklıma Avrupa ve Mülteciler geldi. İşte kitaptaki bazı yerler o kadar günümüzden ki… Belki sizde bu kitabı okuduğunuzda benim görmediğim, göremediğim günümüz gerçeklik bağlantılarını bulacaksınız. Kim bilir?
Shevkin hem anarşizm toplumunda, hem de günümüzün kapitalist toplumunda yaşadıkları ama daha önemlisi düşündükleri arasında gidip gelirken kendinizden de çok şeyle bulacaksınız. Hele ki yaşadığımız toplumdan… Kitaptaki iki yer beni özellikle çok etkiledi, anarşizm toplumundan gelen Shevek’in alışveriş için gittiği yerdeki şaşkınlığı ve kitapta ki kadın kahramanlardan olan Vea’nın davranış ve düşüncelerine getirdiği yorum…  Kitabın heyecanı kaçmaması için detay vermesem de, okuduğunuzda bu iki yere de dikkat etmenizi naçizane ama şiddetle tavsiye ederim. Hele bir bayansanız Vea hakkında ki yorumu özellikle dikkat etmelisiniz. Hepimizin içindeki açmazlardan, toplumun bize dayattığı davranışlardan bir şeyler bulacağınıza, maalesef, kesinlikle eminim.
Var olmanın yasası mücadeledir.
Kitap gerçekte var olmayan dünyalarda, var olmayan siyasi sistem ve gerçek olmayan toplum yaşantısında gecede, günümüzdeki dünyayı, siyasi sistemleri ve toplum yaşantısını anlamak için kesinlikle okumanız gereken bir kitap…
Kendini bir hapishaneye kilitlediğine göre nasıl özgür bir adam gibi davranabilirdi?
Yazımı bitirmeden önce kitaptaki Sonsöz bölümünü okumadan kitabı bitirdim dememeniz gerektiğini özellikle belirtmek isterim. Bülent Somay’ın yazdığı bu bölümde yazar ve kitapla ilgili öğle değerlendirmeler var ki, kitaptaki birçok olaya, hatta kitabın ismine bile, başka bir bakış açısı ile bakmanızı sağlayacak. Dostoyevskinin Ecinniler romanı ile olan bağlantısını bilmeseniz kitapta bir şeyler eksik kalır… Sonsözden bir alıntı yapmadan yazımın bu bölümünü bitirmek istemem;
Ama Mülksüzler bir ütopya.Alışagelmiş türden bir ütopya değil. Kendi toplumunu, bugün ve burada varolanları eleştirerek buna alternatif bir mükemmel şehir ya da dünya tasviri yapan bir ütopyacının kaleminden çıkmamış, ama umut ilkesi metnin her satırında kendini gösteriyor. Le Guin bize mükemmel bir toplum tasvir etmiyor, tersine, tüm eksiklikleriyle bir yenidünya’yı ve tüm sevilebilir yanlarıyla bir eski dünya’yı karşı karşıya ve yan yana koyuyor, karşımıza koyuyor. Bir tercih yapmamız için değil, ikisine birden bakarak kendimize bir umut ufku oluşturmamız, yenidünya’ya eski dünya üzerinden, geri dönerek varmamız için…
Bizim gibi duvarları çok ve yüksek olan bir ülkede yaşayan bireyler olarak çevremizdeki duvarları yıkmasak bile en azından fark etmek için bile okunması gereken bu kitabı için beni kadar geç kalmamanız dileği ile… Kim bilir belki bu arada birkaç duvar bile yıkarız…
İçeri kapanmak, dışarıda bırakmak, aynı şey…
Sevgiler…
Bu karikatür kitabın içinden çıktı, kitabı benden önce okuyan birinden olan bu hatırayı da paylaşmak istedim.

Devamını oku

19 Aralık 2016 Pazartesi

Kitap;Hayatı Yeniden Keşfedin ….

Hayatı Yeniden Keşfedin, Bilişsel Ve Davranışçı Terapiler Serisi, Jeffrey E. Young, Janet S. Klosko,

Hayatı Yeniden Keşfedin
Daha cesur, üretken ve doyumlu bir hayat için gerekli araçlar

·         Aşırı vicdan ve hayır diyememek yüzünden kendi ihtiyaçlarınıza sora gelmiyor mu?..
·         Terk edilmekten korktuğunuz için ilişkilerde çok mu altta kalıyorsunuz?..
·         Sağlığınızı kaybetmek, aklınızı kaçırmak, parasız kalmak, uçağa binmek gibi korkularınız yaşam sevincinizi yok mu ediyor ?..
·         Hayatınız, işleri yetiştirmeye çalışmakla mı geçiyor?..

Tatmin etmeyen ilişkiler, evhamlarla dolu bir hayat, nedensiz yere kendinizi diğerlerinden aşağı hissetmek.. Tüm bunları fark etmeden kabul ettiğimiz inanışlarımız değiştirebilecek çözülebilir. Bu, kendine zarar verici düşünme ve hissetme kalıplarına ‘’ şema ‘’ adı verilmektedir. ‘’ Hayat Yeniden Keşfedin’’ , mutluluğa ulaşmamızı engelleyen bu girdaplardan nasıl kurtulacağımızı gösteriyor.
Kişiliğe işlenmiş ve tedavisi zor sorular için geliştirilen ve etkinliği bilimsel olarak kanıtlanmış Şema Terapi’nin yaratıcılarından Young ve Klosko, ilaçların yardımı ve uzun süren geleneksel terapiler olmadan, şemalarınızı testler aracılığı ile fark edip, Bilişsel Terapi’nin devrim niteliğindeki ilkeleriyle değiştirmemize yardımcı oluyorlar.

‘’ Young ve Klosko, hem ilişkilerde hem de iş hayatından anlamlı değişiklikler yapak için gereken güçlü araçlar geliştirilip, toplumun anlayabileceği hale getirerek öncü bir iş yapmışlar…’’
Aaron T. Beck ( M.D.)


Kütüphanede gezerken neden, niçin olduğunu bilmeden kişisel gelişim kitaplarının olduğu yerde buldum kendimi. Belki zor günler geçirdiğimden, belki kendime moral bulmak için yapabilirisin diye adlandırdığım kitaplardan alıp birazda olsa moral bulmak için. Kitapları tek tek bakarken ki bu benim kütüphanede ki en büyük zevkimdir, bu kitaba rast geldim. Kitap tanıtımında yazılanlar ilgimi çekmişti ama okumak için alıp almama konusunda kesin karar veremiyordum. İşte tam bu sırada kkütüphenenin kapanma saati geldiği söylenince daha fazla düşünmeden kitabı aldım. Nasıl olsa beğenmesem, geri getiririm dedim.
Hayatı tesadüfe inanmam her şeyin bir nedeni vardır bence. İşte bu kitaba beni götüren bu neden ne ise ben buna çok teşekkür ediyorum. Çünkü bu sayede sadece bu kitabı keşfetmekle kalmadım kendi içime de biraz keşfettim.

Öncelikle şunu belirtmeliyim ki bu kitap bir kişisel gelim kitabı kesinlikle değil, daha ziyade bir psikolojik tahlil kitabı. Kitap, yazara olan psikologların hastalarında en sık karşılaştıkları en yıkıcı 11 problemi inceliyorlar. Öncelikle Sizde Hangi Şema Var? Sorusu ile kitap başlıyor. Yapılan küçük bir değerleme testi ile bizde baskın olan şema / şemaların tespit edilmesi amaçlanan bu bölümden sonra ise

  ‘’ Lütfen Beni Terk Etme ‘’ Terk Edilme Şeması
 ‘’ Sana Güvenemem ‘’ Kuşkuculuk ve Kötüye Kullanma Şeması
‘’ Hiçbir Zaman İhtiyacım Olan Sevgiyi Alamayacağım ‘’ Duygusal Yoksunluk Şeması
‘’ Uyumsuzum ‘’ Sosyal İzolasyon Şeması
 ‘’ Tek Başına Yapamam ‘’ Bağımlılık Şeması
‘’ Bir Felaket Olmak Üzere ‘’ Dayanıksızlık Şeması
‘’Değersizim ‘’ Kusurluluk Şeması
‘’ Kendimi Başarısız Hissediyorum ‘’ Başarısızlık Şeması
‘’ Senin Dediğin Gibi Olsun ’’  Boyuneğicilik Şeması
‘’ Hiçbir Zaman Yeterince İyi Olmuyor ‘’ Yüksek Standartlar Şeması
‘’ İstediğim Her Şeye Sahip Olabilirim ‘’ Haklılık Şeması

Diye adlandırdıkları bu 11 temel şemayı detaylı bir şekilde ayrı bölümler halinde bizlere anlatıyor.
Her şemanın ayrıntılı olarak anlatıldığı bölümde ise öncelikle bu sorundan muzdarip olan hastalardan örnek verilerek şemanın davranışlarımıza yansıması gösteriliyor. Daha sonra ise şema bize anlatılarak bir küçük testle birlikte bizde bu semanın bulunma ölçeği tespit edilmeye çalışılıyor ve bu şemanın kökeni hakkında bilgi veriliyor. Bununla birlikte bu şemanın bizde ve karşımızdaki yarattığı davranışlar örneklenerek bunları gidermek için yapabileceğimiz çalışmalar ayrıntıları ile anlatılıyor.

Öncelikle şunu belirtmeliyim ki kitap da yazanlar beni oldukça etkiledi, bende olduğunu düşündüğüm şemaların yanında baskın olmasa da bende etkili olan başka şemaları da tespit ettim. Yaptığım bazı davranışların bu şemalardan kaynaklandığını görünce ise sanki yazardan biri beni yazıyor, beni örnekliyor hissine kapıldım.

Ben günümüzün bu stresli dünyasında yaşayan herkese bu kitabı öneriyorum. Fakat en önemlisi, bu kitabı okurken keşfettiğim bir şeyi belirtme istiyorum, şemalarda bahsedilen bütün sorunların temelinde çocukluk döneminde yaşananların baskın bir rol oynadığı özellikle belirtildiğinden çocuk yetiştiren herkese bu kitabı öneriyorum. Kitapta şemaların genellikle yetişme ortamından dolayı oluştuğunu bununda kalıtımsal bir özelliğe benzetilebileceği ve bu ailede zincirin devam etmesini beklide siz önleyebilirsiniz. Hem de kendinizde şemanız dan kurtularak… Çünkü kitapta bahsedilen şemalar o kadar yaygın ki…










Devamını oku

7 Aralık 2016 Çarşamba

Kitap;Yalnız Bir Avcıdır Yürek…


Kitabı tanıtmada çok yetersiz bulsam da önce arka kapakta yazanları paylaşarak başlayayım bu güzel kitabı anlatmaya;
Yalnız Bir Avcıdır Yürek, sadece karamsar bir varoluş düşüncesinin yansıdığı derin bir duyarlılığın romanı değil, yazıya geçirilmiş içli ve tedirgin bir müziğin parçasıdır. 1930’lu yıllarda ABD’nin küçük ve kasvetli bir Güney kasabasında yaşayan sağır bir kuyumcu, bir genç kız zenci doktor, bir lokantacı ve aykırı bir gezgin işçinin ayrı sesler olarak yankılanan öyküleri birleşip romanın temel yapısını oluşturuyor.

Carson McCullers’i otobiyografik öğeler taşıyan bu ilk romanını, İngilizceden ve Fransızcadan yaptığı otuza yakın çeviri, yayınlandığı deneme – eleştiri kitapları ve anılarıyla tanınan Mehmet H. Doğan Türkçeye çevirdi…

Öfke yoksulluğun en değerli çiçeğidir.

Benim için kitabın ilk dikkat çekici özelliği ismi oldu. Öyle vurucu ve dikkat çekici ki. Bilmem sizde böyle düşünür müsünüz, ama benim yüreğim gerekten yalnız bir avcı…

Kitapta beş ana karakter var tanıtımda da bahsedilen. Bunarın ayrı olan öyküleri kitapta o kadar güzel harmanlaşmış ki, dilsiz Bay Singerin yaşantısı bağlamında, kitabın sayfalarını nasıl çevriğimi anlamadım bile.

Yüreğimin tellerini titreten bir hikâyesi vardı, daha doğrusu hikâyeler toplamıydı kitap. Uzun zamandır bana bu hissi veren roman okumamıştı. Bekli yüreğimin tellerinin zaman içinde kalınlaşmasıydı buna neden, bilemiyorum…
Ama kitabı çok ama çok sevdim.

Artık aşağıda düşecek yer, uçurum kalmayıncaya kadar derinlere iniyordu. Umutsuzluğun kat dibine ulaştı ve ancak orada huzur buldu.

Müziğe olan tutkusuna karşın yaşamı bu hayaline yaklaşmasına bile izin verilmeyen zavallı Mick…
Kafasındaki derin sorular ve gözlemleri ile anlama çabasında olan Biff…
İşçi sınıfının sorunlarına kafa yorun ve insanları aydınlatma çabasında olan Blount…
Ve zencilerin aydınlanması için bıkıp usanmadan çalışan Doktor Copeland…
Ve John Singer, romanın her şeyi, tüm kahramanların birleştiren ortak nokta.
Herkesin kendinden bir şeyler yüklediği, yalnızlığına yoldaş ettiği Singer. Buna karşın Singer’in derin yalnızlığı.

Ve alışkanlıkla yarından daha öte karanlıklara dalıp kaybolmamak için düşünce alanlarını daraltıyorlardı.

Kitapta en çok Bay Siner’i kıskandım. Beklide kendi hayatımda bir Bay Singer olmadığından.
Sadece dinleyecek, sizi yargılamadan dinleyecek biri olması ne büyük bir zenginliktir…

Öyleyse ne vardı kızacak? Aldatılmıştı sanki. Ancak yine kimse aldatmamıştı onu. Öyleyse suçu üzerine atacak kimsede yoktu. Ama ne olursa olsun, bu duygu vardı içinde: Aldatılmışlık…

Ve kitap bittiğinde içinde derin bir boşluk kaldı bende. Tıpkı roman kahramanlarının Bay Singer’in gidişinde hissettiklerine benzer bir boşluk oldu. 
Ve bu boşluğu biraz giderebilmek adına sizle bu yazıyı yazmaya başladım.






Devamını oku